Hani bazı ÅŸeyler vardır; yapmak istemezsiniz ama yapılınca da iyi ki yapmışım deyip ne kadar haz aldığınızı keyifle ifade edersiniz, benim hafta sonu Bursa’daki piknik organizasyonu da bu katagoride bir durum.

Pek hesabımızda yokken birden bire kendimi Bursa’da buldum. Hep derler planlı adamsın, doğrudur öyleyimdir ama ara sıra böyle yoldan çıkaranlar oluyor da biz de zorla da olsa monotonluğumuzun dışına çıkıyoruz.
Dedim ya bu hafta sonu da öyle oldu. Güya Cuma akşamı konsere gidecek, Cumartesi salonda geç saatlere kadar çalışacak, Pazar günü de o anki keyfime göre Bursa’daki arkadaşların organizasyonuna katılıp katılmamaya karar verecektim. Muhtemelen de o yorgunlukla izin isteyip katılmayacaktım. Ama bu sefer öyle olmadı. Önce konser işi iptal oldu. Ardından Cumartesi gününe toplantı çıktı salona istediğim saatte gidemeyeceğim anlaşıldı derken Bursa’dan Neslihan sıkı bir telefon trafiği ve ısrar ile âdeta çeke çeke beni Bursa’ya getirtti. Getirtti diyorum çünkü Cumartesi 14.30 da iş yerinden çıktım hiçbir hazırlığım yokken bir de baktım saat 15.30 da Bursa’ya gitmek üzere serviste otobüse gidiyorum.
Neyse hızlı bir yolculuktan sonra akşam olmadan Bursa otogarına vardım. Yine Neslihan’ın hızlı organizasyonuna kurban giden Ayhan’ın gelip beni otogardan araç ile alması ile maceramızın Bursa ayağı da başlamış oldu.
Irgandı köprüsünde kısa bir mola verdikten sonra yüzümüzü Uludağ’a çevirip 2 araç 8 kafa düştük yola. Bu arada hani rejim yapıyoruz, spora gidiyoruz ya otobüste de bir şey yemedik, Irgandı köprüsünde de gelen ikramları geri çevirdik ama iyice de acıktık. Neyse biz gideriz sıcaklık düşer, sıcaklık düşer biz gideriz 22 derecede çıktığımız yolculuğu 1 saatin sonunda 13,5 dereceye bitirdik. Ersinlerin dört bir tarafı dağ ve çilek tarlası manzaralı dağ evlerine geldik. (manzarayı o gece göremedik tabi karanlıkta tek gördüğümüz şey gökyüzündeki muhteşem yıldızlardı) Ayhan ile aç bi aç birbirimize bakarken, erkeklik edip merkezde yemek yemediğime mi yanayım, teklif edilen hamur işlerini geri çevirdiğime mi yanayım bilmiyorum; millet çay hazırlığına başladı eyvah şimdi yandık dedik. Ama gördük ki olay hiç de öyle basit bir akşam çayı değil. O akşam organizasyonumuz için özel seçilen 8 kişilik ekibin göbek çaplarının ortalamasına bakınca anlamamız gerekirdi aç kalmayacağımızı. Sağlam adamlar varmış ama doğal olarak şimdilik biz pek tanımıyoruz. Neyse, güzel bir semaver çayı eşliğinde gayet yeterli bir çeşitlikte (nutella bile varmış dağda) kahvaltı sofrasına oturduk. O arada meslek gurupları ve isimler de öğrenildi ve anladım ki o an tanıştığım kişiler ile aynı yerde aç kalmamız imkânsız bütün kara bulutlar bir anda dağıldı. Nefis çay eşliğinde güzel bir kahvaltı yaptık tabi gitti bizim diyet ama olsun dağ şartları diyeti askıya aldırdı.
Sonrasında evin bahçesinde ateş çevresinde bir tarafta ney üfleyenler bir tarafta tambura vuranlar bardaklarda hiç bitmeyen semaver çayı ve yanı başımızdaki tarladan kopup gelen tap taze çilekler. Arada bir de kani kardeşler faslı geçiyor ki sormayın. Hüseyin ve Ali ağabeylerimiz esen rüzgâra karşı gözlerine giren dumandan rahatsız olup sürekli yer değiştirmekten bıkmış, oldukları yerde gözler kapalı okuyup duruyorlar. Gece böylece muhabbetle sürüp gitti ta ki saat 03.00 e kadar. Ancak o saatte uykuya çekilebildik.
Sabah 09.00 yanı başımdaki tarladan çalan kalk borusu ile odamızdan çıkınca ne kadar güzel bir yere geldiğimizin ancak farkına varabildik. Evini bize açan Ersine tekrar teşekkürler valla kışın da tekrar gitmek nasip olur da yazın yüzümüze vuran ılık rüzgârın tadını kışın da kar tanelerini hissederek çıkarırız. Kısa bir keşif yapalım dediler malum organizatör Neslihan ordusu ile gelecekmiş deniliyor. Otağ için konaklanacak yer lazımmış. Etrafı ne kadar gezdiysek de en uygun yer yine ev ve çevresi olarak kararlaştırıldı. Ben önce katılımcı sayısı ile ilgili duyduğum şeylere inanmadım ta ki gözlerimle o koca otobüsü dağ yolunca karşıdan görünceye kadar. Önden gelen birkaç aracı saymıyorum bile. Neyse ki herkes yerleşti sorun da olmadı güzel bir piknik günü başlamış oldu. Araçlar ile evin 3-4 km yukarısındaki doğal gölete gidildi gezildi. Dönüşte spor yapalım dedik 40 dakika doğa yürüyüşü yaptık. Bunu gidiş yolunda yokuş yukarı da yapalım diyen genç aktif arkadaşlar da oldu ama iyi ki yapmamışız. Çok uzakmış yürüyünce anlaşılıyor.
Yürüyüş bitince mangal organizasyonu başladı. Güzel ve bol bir bir salata eşliğinde köfteler yenildi, bol bol foto alındı. Bendeki makineyi fotoğraf çekmeye pek meraklı Ersine vermiştim, gece bol bol yıldızları gündüz de Gamzeyi çekmiş İstanbul’a gelip resimlere bakınca anladım. Arada birkaç foto da bize ayırmış sağ olsun. Bir süre sonra yorgunluktan sızmışım. Büyüyüp küçülenlerin gerçek küçükler ile oynadıkları yakar top sesleri ile uyandım. Gördüm ki sonradan küçülenler daha bir mızıkçı oluyor.
Pikniği bitirdik etrafı topladık üzerimizdeki iki günün ateş ve duman kokusunu da bir nebze temizleyip dönüş hazırlıklarına başladık, biletimizi alıp artık İstanbul yollarına düşmenin vakti geldi fakat dostlar bizi bırakmadı. Hazır izin de kullanıyoruz. Program dışına çıktık bir kere önce merkezde güzel bir akşam yemeği (bol acılı tavuk kanat üstüne de sıcacık künefe) sonrasında yine Ersin ile Uludağ Üniversitesindeki birçok öğrencinin kaldığı bir bölgede geceyi boş bir öğrenci evinde konaklayarak geçirdik. Ersin ne de olsa fahri olarak konaklama sponsorumuz oldu bir kere. Ertesi gün geç saate bir kahvaltı, bir miktar çarşı pazar gezisi, Irgandı köprüsünde konaklama, salaş bir yerde leziz bir balık ziyafeti, açık havada çay molası ardından dostlar nasıl aldılar ise yine otogara kadar araç ile getirip bir güzel bıraktılar.
Bu 3 günlük plansız fakat güzel tatil de böylece bitmiş oldu. Kalan 2 gün iznimi de İstanbul’da spor salonunda daha fazla efor harcayarak bu 3 günlük arayı kapatmakla geçirdim.

Doğrusu buna değdi mi, fazlasına bile değdi. Meraklısına resimlerler foto galeride.

Başta Neslihan ve Ersin olmak üzere Ayhan, Gamze ve tüm diğer dostlara teşekkürlerimle.