Gittik, Gezdik, Gördük…
Yazılarım 22 Mayıs 200819 Mayıs Pazartesi gününün resmi tatil oluşunu kutlama amacı ile ajanstaki mahşerin 4 atlısı okey gurubu taş dizicileri bir farklılık olsun sevdası ile bu sefer oyunumuzu şehir dışında oynamaya karar verdik.
Arabamıza atlayarak önceden belirlediğimiz yol güzergahı üzerinde belirli yerleri gezecek görecek ve eğlenecektik, öyle de oldu zaten. Tek fark bu tür bir geziyi bu tarihlerde bizim gibi çokca insanın da düşünmüş olması idi.
17 Mayıs Cumartesi günü öğle vakti düştük yola. Önceden belirlenen rotamız gereği ilk olarak istikamet Gölyaka Güzeldere Şelalesi. Güzeldere Şelalesi, Düzce’nin Gölyaka ilçesi sınırları içerisinde Düzce’ye 28, Gölyaka’ya ise 16 km mesafedeki Güzeldere Köyü’nde. Rakım 630 yükseklik 135 metre. Orman içinde dinlenme yeri yakınında olan şelaleye araçtan indikten sonra 10 dakikalk bir yürüyüş ile rahatlıkla ulaşılıyor ki biz de böyle yaptık zaten. Şelale çevresinde bir müddet gezinip bu anları da ölümsüzleştirdikten sonra dinlenme alanına geçip burada güzelce gözlemelerimizi yiyerek ayranlarımızı içip istikametimizi bir başka güzellik abidesi olan Abant Gölüne doğru çevirdik. Yol üzerinde dağ yolu ile mi köy yolu ile mi Abanta ulaşalım fikirleri arasında gidip gelsek de, çevre ahalisi dağ yolunu tercih etmememiz konusunda bizi uyarsa da az kalsın milli şoförümüz Yalçın’ın offroad sevdasına ortak olup dağlarda gençliğimizi heba edecektik ama öyle olmadı sağduyu ağır bastı ve normal yollar ile Abanta varma kararı aldık.
Saat 19:00 civarında huzur ve oksijen yuvası Abant gölüne vardık. Burada bol bol deklanşöre basan ekibimiz fazlaca zaman kaybetmeden günü noktalamayı planladığımız Mudurnuya doğru yola koyuldu. Abant’a 1 saat kadar erken gelmiş olabilse idik güneşin batışından da faydalanıp çok daha güzel resimler çekebilirdik.
Sırada geceyi noktalamayı planladığımız Mudurnu vardı. 20:30 gibi Mudurnuya vardık ve kalacak yer aramaya başladık. Gördük ki maalesef hiçbir mekanda yer yok. Hatta öyle ki adını orada duyduğumuz Babas kaplıcalarına kadar gittik maalesef burada da yer yok. Gerçi kaplıcaya vardığımızda 1 oda boştu biz buraya 4 kişi nasıl kıvrılırızın muhasebesini yaparken resepsiyon sayılabilecek yerdeki cevval kızımız iki arada bir derede burayı da telefonda başkasına sattı. Yatak kapasitesinin az oluşuna 3 günlük tatil de eklenince ayazda kalmamız neredeyse farz oldu. Neyse ki zar zor ilçe girişinde bir pansiyona kendimizi atabildik. Esas hedefimiz gecemizi konaklardan birinde geçirmek olsa da yer bulabildiğimize baya bi sevindik. Merkezine giderken karşımıza çıkan ilk konak olan Yarışkaşı Konağında akşam yemeğimizi bir güzel yedik. Sabaha kadar tek bir kuşun bizi ısrarla uyutmama çabaları ile boğuşarak geceyi geçirdik. (inatcı kuş 07:00 civarında anca sussa da ben o saatten sonra pek uyudum diyemem).
Kötü bir geceyi iyi bir kahvaltı mükemmel şekilde telafi eder fikri ile istikameti bu sefer Sünnet Gölüne çevirdik. Göynük Belediyesine bağlı Sünnet Gölü 850m. yükseklikte dar ve derin bir vadinin heyelan sonucu tıkanmasıyla oluşmuş. Göl ortasında ördeklerin yaşadığı minik bir yapay ada da bulunmakta. Burada açık olan tek tesiste açık büfe sabah kahvaltımızı yapıp göl çevresinde aracımız ile maceralı (tahta bir yaya köprüsünden araç ile geçiş) bir tur atıp Göynüğe doğru yola koyulduk.
Bolunun bu güzel ve şirin ilçesine vardığımızda girişte bizi “Akşemseddin Diyarı Göynük’e Hoş Geldiniz” yazısı karşıladı. Genel olarak düzgün ve derli toplu bir yer görünümü veren Göynükte ilk dikkatimizi çeken tarihi evler oldu. Ankara Beypazarı evleri tarzında olan evleri, konakları, temiz cadde ve sokakları ile hoş bir manzara oluşturan Göynük gurubumuz tarafından oldukça beğenildi. Hele de Üsküdar belediyesi ile kardeş belediye olmaları güzelliğe ayrı bir anlam kattı. İlk olarak Zafer Kulesi denilen kulenin olduğu tepeye çıktık. Daha sonra ağarmış saçı sakalı ve ak giysileri ile dolaşması ile ad alan Fatih’in hocası Akşemseddin Hz.’nin türbesini ziyaret ettik. Çarşısında bir müddet dolaştıktan sonra ilçenin içinden geçen dere kenarında sessiz bir kahvede taşlarımızı bi güzel dizip sessiz sedasız okeyimizi oynadık. Yakın bir yerde de yemeğimizi yedik. Günün büyük bir kısmını burada geçirdikten sonra yolcu yolunda gerek misali Bilecik istikametine doğru yola koyulduk. Bilecikte uzaktan da olsa, Osmanlı Devleti Kurucusu Osman Gazinin hocası ve Kayınpederi olan aynı zamanda Osmanlının manevi kurucusu olarak da bilinen Şeyh Edebali’nin türbesini gördük, Fatihalarımızı okuduk.
Daha sonra bulabilir isek bir kaplıcada konaklamaya, bulamaz isek artık geri dönmeye karar vererek yola koyulduk. Yanlış bir yönlendirme ile ilk atağımız boş çıksada yılmadık. Telefon yardımı ile eş dost arkadaşlar arandı çevre ilçelerdeki kaplıcalara ulaşıldı ise de hiçbirinde yer bulamadığımız için İstanbula dönmeye karar verdik. Bu bize ders oldu bundan sonraki organizasyonlarda önce yatacak yer sonra gezecek yer bulunacak. Dönüş yolunda koca Sapanca gölünü zor da olsa bulup göl kenarında mola verdik. Kısa bir gezinti sonrası açık havada göle nazır köfte ekmeklerimizi yiyerek yolumuza devam ettik.
17 Mayıs Cumartesi saat 13:00 de başladığımız yolculuğumuz yaklaşık 830 KM katederek 18 Mayıs gecesi saat 24:00 de son buldu. Gezimizden bazı resimleri foto galerideki “Her Yerden Her Şey” bölümüne bulabilirsiniz..
Yolculuk boyunca tek şöförümüz, olmazsa olmaz adamımız, Abant Gölü yakışıklısı Yalçın Şirin’e, yan koltukta co-pilot luk ile araç içi fotoğrafcılık arasında bir türlü karar veremeyen Fatih Şenol’a, cevval çevre yol bilimci, medya planlamacı ve Sapanca Gölü ustası Hüseyin Mirza’ya bu güzel gezi için teşekkürler.
Hızır DEMİRCİ
23 Mayıs 2008 22:37 sularında
çatladım, çatladım, çatladım :):):)
9 Ağustos 2008 9:12 sularında
Tahta köprüyü tek bir satırla geçmişsin, bence oradaki heyecena ve adrenaline yakışmamış… O başlı başına bi hikaye aslında…